Ayrıcalıkları olan insanların, kendileriyle aynı geçmişe, tanıdıklara ve fırsatlara sahip olmayan diğerlerini anlaması bir hayli zordur. İnsan olmak belli ölçüde empati kurabilme yeteneği ile birlikte geliyor elbette, yine de en düşünceli ve merhametli kimselerin bile kendilerini içinde bulunmadıkları durumlarda hayal etmeleri zorlayıcı.
Bu yüzden zenginler de yoksulları tam manasıyla anlayamazlar. Dışarıdan bakıldığında tüm sorunlar basit bir davranış değişikliği ve sabırla çözülebilecekmiş gibi gelir. İşte bu yüzden dokuzuncu derece devlet memuru Akakiy Akakiyeviç’in başvurduğu önemli kişi, ona bürokrasinin adımlarını açıklayarak yol yordam öğretmeye çalışmıştır. Doğru ya, toplum düzenine ayak uydurarak yapmamız gereken her şeyi doğru bir şekilde yaparsak sorunlarımızı önemli kişileri sıkıntıya sokmadan çözebiliriz. Bu önemli kişiler, çaresizliğin aciliyetini kavrayamazlar. Bu ayrıcalıklardan yoksun diğer faniler ise ihtiyaçlarını karşılama konusunda zamanla yarışmaktadır.
Son derece bakımsız ve eski püskü kıyafetler içinde gezen, çevresindekilerin alay konusu olan bu devlet memuru bir yıl boyunca kenara atabildiği her kuruşu biriktirerek ancak bir paltonun yarı ücretine ulaşabilmiştir ve ikinci yarısını ödeyebilmek için ikramiyesine bel bağlamaktadır. İçtiği çaydan dahi kısarak, kıyafetlerini eskimemeleri için evde giymeyerek, ayakkabıları aşınmasın diye yolda taşlara dahi basmamaya çalışarak paranın geri kalanını toparlayabileceğini hesap eder. Terziyle uzun uzadıya yaşadığı tartışmalar sonucunda ihtiyacı olduğuna kanaat getirerek diktirmeye ikna olduğu, yepyeni ve çetin kış şartlarında onu sıcak tutan paltosu, bir gece ıssız bir sokakta elinden alınır. Hemen sokağın ilerisinde olduğunu gördüğü bekçi bu olayı görmemiş veya görmezden gelmiştir. Mahalle karakolunun meseleyi ciddiye almayacağı kendisine bildirilir ve ev sahibesinin verdiği bu akla uyarak bin bir güçlükle komisere ulaşmaya çalışır. Komiser kendisinin neden bu duruma düştüğünü ve motivasyonunu sorgulayınca yine sonuç alamaz. Dairede kendisine önemli kişiye başvurması tavsiye edilir. Önemli kişi ise önce dilekçe yazması gerektiğini ve bu dilekçenin de belirli kişilerden geçerek kendisine ulaşacağını, işlerin böyle yürüdüğünü söyleyerek karşısına çıkma cüretini gösteren Akakiy’i azarlar. Daha önce komiser tarafından utandırılan ve ikinci kez daha derin bir aşağılama ile karşılaşarak ateşli bir hastalığa tutulan Akakiy, üzerinde incelmekten dikiş tutmayacak hale gelen paltosunu yıllar sonra değiştirmeye cesaret ettiği için canından olur. Ve hayaleti şehre dönerek insanların üzerinden paltolarını çekiştirip almaya başlar; ta ki önemli kişiye sıra gelene kadar. Ve anlaşıldığı üzere bu önemli kişiyi soluk benziyle gece yarısı korkutup paltosunu aldıktan sonra artık ortadan kaybolur.
Peki bu hikâye bize ne anlatıyor? Zavallı bir adamın hayatından bir kesit mi, yoksulluğun insana devamlı olarak hesaplar yaptırıp sıkıntıya soktuğu kasvetli bir anlatımı mı? Bürokrasinin işe yaramazlığı, toplumdaki sınıfların değişmezliği ve acımasızlığı mı? Bize Rusların yaşam biçimini, haletiruhiyesini mi gösteriyor; derin bir yoksulluk ve her şeye rağmen ufak zaferler yoluyla da olsa keyfiyete düşkünlük, merhametli insancıllık, zaman zaman haysiyetini korumak için mahkûm olunması gereken bir yalnızlık. Belki de hepsi.
Peki biz okuyucular olarak, paltosunun çalındığı akşam Akakiy Akakiyevic’in aklından geçenleri, hissettiklerini tahmin edebilir miyiz? Empati kurabilir miyiz? Anlarız elbette, ama kendimiz bu duruma düşmediysek, gerçekten çok zor.
Yakın zamanda yazar olmakla ilgili bir dizi pratiğin önerildiği güzel kısa bir kitap okumuştum. Hatta paylaşayım: Virginia Woolf’tan Yazarlık Dersleri, Danell Jones (Timaş Yayınları). Yazarın notlarından derlenmiş, öğrencilere yazarlık dersi verdiği bir kurguda ilerliyor. Bahsettiğim kitapta, karakter oluşturmanın tartışıldığı bölümde şöyle bir pasaj geçiyor;

Görsel: Timaş Yayınları, https://timas.com.tr/virginia-woolftan-yazarlik-dersleri-9786050814262
‘’… Durumu biraz basitleştirmek adına bir karakter hayal etmelerini istedi. ‘Bu yaşlı hanımefendinin adı Bayan Brown olsun. Şimdi Bayan Brown’u ete kemiğe bürüyelim.
Günümüzde yaşayan bir İngiliz yazar, sinirini bozan şeyleri, yüzündeki kırışıklıkları, ellerindeki çizgileri ve siğilleriyle her türlü detayı işlerdi. Kişiliği kitaba hükmederdi. Fransız bir yazar içinse bunun bir değeri olmazdı; o Bayan Brown’u tüm insanlığın bir numunesi olarak kullanır ve daha genel yargılara varır; daha soyut, suya sabuna dokunmayan ortalama bir tasvir yapardı. Bir Rus yazar içinse bu işin ruha hitap etmesi daha önemlidir. Onun Bayan Brown’u Waterloo Caddesi’nde dolaşırken hayata dair ciddi sorgularla boğuşur. Bu sorular kitabı kapattıktan sonra bile kulağımızda çınlamaya devam eder…’’
Bu pasajı öğrencilerle olan kısa diyaloglar ve bu milletlerin usulüne göre birer karakter alıştırması yapılması tavsiyesi takip ediyor. Ben kitabı okuduktan sonra böyle bir alıştırma yapmadım ama, şimdi Palto’yu da okuyunca, Türk yazarlara bir mercek tutsak ve klişeleri bir araya getirsek, karakterleri nasıl betimlediklerini ortaya çıkarsak ortaya nasıl bir şey çıkardı diye düşünmedim değil. Kuşkusuz, insanlığın yaşam deneyimleri ve karşılaştığı sorunlar ortak, fakat biz bunları nasıl görüyoruz, nasıl tasvir ediyoruz? Belki de yoksulluğun tasvir edildiği onlarca öykümüzden biri ile karşılaştırmak daha doğru olacaktı Palto’yu.
Bence böyle bir karaktere kendine özgü bir alaycılık, sessiz bir gurur hâkim olmazdı. Sınıfsal farklılıkların da fazla vurgulanacağını sanmıyorum. Karaktere belli belirsiz bir isyan duygusu eşlik edebilirdi. Çelişkili olarak da, bir kabulleniş. Akakiy, gururu incindiği için ateşlenip yataklara düşmezdi de, başarılı ya da başarısız çözüm denemeleri ile hayatına devam ederdi sanki ve hiçbir şey değişmezdi.
Ve gelecekten haber vermek gerekirse, bizlerin de hayaletleri geri dönüp, önemli kişilerin sırtından onları sıcak tutan paltolarını çekip almayacak gibi görünüyor, en azından yakın zamanda.
Kapak görseli: Can Yayınları, https://www.canyayinlari.com/palto-9789750743771?srsltid=AfmBOoplAG9ZwdxTYLydISmbzi49loSOSutykvXnvZlfxYBHyssJByRZ

Yorum bırakın